Aile içi iletişimle ile yeni psikozların ortaya çıkışı arasındaki bağlantılar
bilimsel olarak birçok kez araştırılmıştır. Gergin aile ortamı („high
expressed emotion" veya HEE) ile artan hastalık yinelemeleri arasına
istatistiksel bağlantılar bulunmuştur. Ve buradan hareketle ailelere suç
isnat edilmiştir. Ailelerin düşmanca davranışlar veya aşırı himayecilik
nedeniyle hastalığın nüksetmesinden sorumlu olduğu iddia edilmiştir. Bu
düşüncelerden hareketle hastalara "hasta yapan aile ortamından"
ayrılarak bağımsız hale gelmelerini tavsiye etme düşüncesi artmıştır.
Bu da birçok kez ailelerden gizlenmemiştir.
Aradan geçen sürede bu tek yanlı yorumun doğru olmadığı anlaşılmıştır.
Gergin bir aile ortamı hiçbir zaman hastalıktan tek başına sorumlu olamaz.
Gergin aile ortamının nedenleri genelde hasta ile aile bireyleri arasındaki
karşılıklı ilişkide aranmalıdır. Ancak buna rağmen aile bireyleri çoğu
zaman bu modası geçmiş "hasta yapan aile ortamı" düşüncesinin
birçok terapistin kafasında halen mevcut olduğu duygusunu taşımaktadır.
Ağır hasta olan bir aile bireyinin diğer aile bireylerini etkilemiş olması
gayet doğaldır. Kendilerine karşı kısmen sinirli, kararsız, bitkin, umutsuz,
güvensiz ve belki de bazen haksız davranılan aile bireylerinin bunlardan
etkilenmemesi için duygusuz olmaları gerekir. Hasta yakınları bu doğal
ve normal insani duyguları nedeniyle terapistler tarafından suçlandıklarında
aşırı ölçüde üzülmektedir. Eğer aileler suçlanır ve aile içi gerilimler
tek yanlı olarak hasta yakınlarına yüklenirse, aile birlikleri yıkılır,
çocuk ebeveyn ilişkileri bozulur, kardeşler arasındaki birlik bozulur.
Bütün bunların sonucu olarak da gelecekteki aile bakımı engellenebilir
ve hasta izolasyona ve yalnızlığa mahkum olabilir. Aile yardım sisteminin,
eğer sosyal yardım sistemi en büyük katkıyı yapmıyorsa, hasta için en
büyük yardım kaynağı olduğu burada hatırlatılmalıdır.
Kuşkusuz hiçbir aile bireyi, sakin ve rahat bir aile ortamının bütün katılımcılar
için yararlı olduğunu reddetmeyecektir.
Bir aile yakını olarak, duygusal gerilimin olmayacağı bir aile ortamının
yaratılması için çalışmanın terapistlerin yükümlülüğü olduğunu düşünüyorum.
Hastanın aile yardım sisteminden aldığı desteğin sürmesini sağlamak terapistlerin
görevidir. Hastanın aile bireyleri bunu terapistlerden talep etmelidir!
Trialog içindeki güvene dayalı işbirliği olmadan bu başarılamaz!
Hasta yakınları hasta değildir, sıkıntı içindedir. Destek beklemektedirler.
Hasta yakınları hasta aile bireyinin bakımında uygun yardım ve hastanın
çıkarı için destek bekliyorlar. Zorlanan aile için ilişkilerini tekrar
normale döndürmek için gösterdikleri çabanın desteklenmesini, kendilerinin
anlaşılmasını, terapistlerle güvene dayalı görüşme ve saygı bekliyorlar.
Terapistlerden ricam: Hasta yakınlarını düşman veya rahatsız edici kişi
olarak görmeyin, tedavi edilmesi gereken ek hasta olarak da görmeyin.
Hasta yakınlarının hastanın iyiliği için çaba gösterdiğini düşünün, hastanızın
iyiliği için hasta yakınları ile işbirliğini deneyin. Başlangıçta bu sizin
için ek bir iş olabilir, ancak bu çabanızın uzun vadede size de yararlı
olacağından eminim – daha iyi çalışma ortamı, yakınların daha az şikayeti
ve belki de sizin yürüttüğünüz daha iyi terapi nedeniyle.
