Her insanda bipolar bozukluğa yakalanma riski vardır. Tek tek kişilerin neden hastalandıkları bugüne kadar açıklanamamıştır. Kombinasyon halinde etki eden ve hastalığın ortaya çıkmasına katkıda bulunan çeşitli nedenlerin bulunduğu tahmin edilmektedir. Tahmin edilen en önemli nedenler şunlardır.
Güçlü
genetik bileşenler olmasına rağmen bipolar bozukluk klasik anlamda kalıtsal
bir hastalık değildir. Bu hastalıkta sadece bir gen değil, örneğin beyindeki
iletişim maddelerinin (nörotransmitter olarak anılırlar) regülasyonundan
sorumlu çok sayıdaki gen rol oynamaktadır. Bipolar hastalığa yakalanma
olasığılı, birinci dereceden akrabaları (kardeşler vb.) içinde bipolar
bozukluğu olan kişilerde diğer genel nüfusa oranla yedi kat daha fazladır.
Ancak buna eğitim stili veya travmatik olaylar da katkıda bulunabilir.
Yapılan araştırmalar bipolar hastalıklara yakalanma riskinin evlat edinmelerde
de arttığını göstermektedir. Aynı genetiğe sahip tek yumurta ikizleri
araştırılmıştır; ikizlerden biri bipolar ise diğer ikizin de %60 - %80
ihtimalle bipolar hastalığa yakalanma riski bulunmaktadır. Bunun tersi
de söylenebilmektedir; aynı genetiğe sahip ikizlerin %40'ının sağlıklı
olduğu veya bipolar olmadğı tespit edilmiştir. Bu hastalıkta daha birçok
faktörün rol oynadığı açıktır. Ayrıca genlerin "determinist"
etkide bulunmadıkları (= tek taraflı), örneğin zorlanmalar nedeniyle işlevlerinin
"tetiklendiği" düşünülmelidir. Bu nedenle çevre ve kalıtsal
faktörler karşılıklı etkileşimde bulunmaktadır.
Nörotransmitterler beyin içinde tek tek sinir hücreleri arasındaki bilgi alış verişini sağlayan iletişim maddeleridir. Daha basit bir ifadeyle; bu iletişim maddeleri esas olarak Noradrenalin, Serotonin ve Dopamin'dir. Depresyonlarda (kabaca ifade edersek) bu transmitterlerin daha düşük konsantrasyonda, manilerde ise daha yüksek konsantrasyonda bulunduğu tahmin edilmektedir. Birçok ilaç bu modele uygun olarak etkilerini göstermektedir. Sinir hücreleri içinde nörotransmitterlerin çeşitli süreçleri tahrik edilir ve bu süreçlerin sırası bozulmuş olabilir. Her hastalık fazında sinir hücresi yapılarında belirli "yol sapmalarının" oluştuğu ve bunların da yeni epizotların oluşmasını kolaylaştırdığı tahmin edilmektedir. Bu nedenle bipolar bozukluklarda yeni bir fazın önlenmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bütün olarak bakıldığında, farklı tiplerdeki tek tek epizotların oluşmasında karmaşık süreçler söz konusudur. Birbirine bağlı binlerce parçadan oluşan bir sistemi düşünün - bir parça değişecek olursa diğer parçalar da hareket eder ve konumlarını değiştirirler. Buradan, bir terapinin, etkin bir tedavi yolu bulununcaya kadar birçok kez denenmesinin gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Stres çok farklı biçimlerde görülebilir. Doğum günü kutlaması bir insana
olumlu gelirken, bir diğerine uyum sağlama zorunluluğu ve ortaya çıkacak
fazla hareket/telaş nedeniyle "stresli" gelebilir. Vardiyalı
çalışma, boşanma, ailesel veya mali sorunlar kişiye bağlı kırılganlıkla
birleşerek hastalağın ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Öte yandan sürekli
stres yeni hastalık epizotlarını teşvik edebilir.
Birçok hasta uzun süren hastalıklarda epizotların genellikle stres tarafından
tetiklendiğini, diğer zamanlarda bu stresin önemli olmadığını bildirmektedir;
bu da hastalığın kendi seyri içinde belirli bir iç dinamik oluşturduğunu
göstermektedir.
Uykusuzluk ve düzensiz gece/gündüz ritmi yeni epizotların ortaya çıkmasını
kolaylaştırabilir, keza alkol ve uyuşturucular da aynı işlevi görebilir.
Her insanın ruhsal bir bozukluğa uğramada farklı dispozisyonu veya yatkınlığı vardır. Bu yatkınlık her insanda vardır, ancak çeşitli dispozisyon faktörü bir araya gelince bu yatkınlık artar. Yüksek yatkınlık çok çeşitli faktörlere bağlı olabilir; örneğin kalıtsal bozukluk, mizaç faktörleri, travmatik yaşam olayları vb. Stresli yaşam dönemleri örneğin ergenlik çağı, okul bitirme, evlenme, bir yakının kaybı, hamilelik veya kritik yaşam olaylarıdır. Eğer bu zorlanmalar/yüklenmeler dispozisyonla ve yetersiz başa çıkma imkanı ile birleşince, uygun eğilim halinde manik veya depresif epizot oluşabilir.
„Biyolojik yara izi" modeli, duygusal zorlanmaların belirli nörolojik bağlantılara yol açtığını, bazılarını ihmal ettiğini ifade etmektedir. Bu bağlamda daha önceki stresli deneyimler büyük bir rol oynamaktadır. İleri yaşlardaki stres bazı durumlarda daha önceki deneyimler nedeniyle eskisinden daha hassas biçimde algılanır ve izi de o kadar derin olur. Bu nedenle keskin/radikal yaşam deneyimleri arkalarında "biyolojik yara izleri" ve yüksek kırılganlık bırakabilirler. Beyin metabolizması, daha sonraki olaylara daha hassas tepki gösterecek biçimde etkilenir. Kişinin ruhsal yapısı stresli olaylara daha hassas hale gelir.
a) Düşük dispozisyonlu insanlar ancak çok yüksek stres
yoğunluğunda hastalanırlar.
b) Yüksek dispozisyonlu insanlar ise düşük stres seviyesinde bile hastalanırlar.
c) Aynı dispozisyonda yüksek verimlilikteki insanlar hastalanmaksızın
yüksek stres yoğunluğunun da üstesinden gelebilirler.
Bipolar bozuklukları kapsamlı biçimde anlamada sadece biyolojik-genetik
açıklama modelleri yeterli olmaz, tam tersine insanlar bütün farklılıkları
ile birlikte gözlenmeli ve hastalık bu çerçevede anlaşılmaya çalışılmalıdır.
Depresif insanlar çoğu zaman yürürlükteki sosyal normları derinlemesine
içselleştirmişlerdir. Bu normlar manilerde bazen yararlı biçimde sorgulanır,
ancak genellikle bunlardan vazgeçilmez.
Her iki fazın müşterek yanları değişen zaman algılaması, boşluk duygusu
ve anlamsızlıktır. Her iki faz birbirini dalga hareketine benzer biçimde
koşullandırabilir ve güçlendirebilir: Bir maninin tadını tam olarak çıkaran
birisi öyle kapsamlı bir tükenmişliğe ulaşır ki, depresyon kendiliğinden
gelir. Ve depresyon o kadar derinden algılanır ki, ondan kurtulmak için
tek yol kalır, o da maniye kaçmaktır. Depresyon ve maniler yetersiz özdeğer
duygusunun ifadesi olarak da anlaşılabilirler. Hastalığa ait hassaslık
daha önceki deneyimlerle yükseltilmiş olabilir. Depresyon insanı kendi
değerini düşüren umutsuz bir duruma düşürür. Fakat mutluluk/onur duygusu
da özdeğer duygusunu gerçekten beslemez, değersizleşme gecikmeli olur
ve çevrenin olumsuz tepkileri ve bedensel tükenişle gerçekleşir.
Her iki durum, mani ve depresyon, sadece bozukluk anlamına gelmez, aynı
zamanda - geçici ve yetersiz olarak - içsel duygu dengesinin sağlamlaştırılması
anlamına da gelir. Mani, korku ve kaygıyı ötelemeye yardımcı olduğundan
rahatlama sağlar. Derin depresyon ise, umutsuzluğu bloke edebileceğinden
ve intihar düşüncesinin uygulamaya konmasına karşı içsel bir felç sağladığından
yardımcı olabilir.
